mikroenjeksiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mikroenjeksiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2013 Cumartesi

Embriyo Transferi Sonrası Neler Yapmalıyım?


Tüp bebek tedavisinin son aşaması embriyoların kadının rahminin içine aktarılması yani embriyo transferi. hastaların en merak ettikleri konu, bu aşamadan sonra embriyonun tutunmasını kolaylaştırmal için ne yapmaları gerektiği. 
Hastalar sigara ve alkolden uzak durmaları ve tüp bebek ilaçlarına aksatmadan devam etmeleri gerektiğini zaten biliyorlar ama bunun yanısıra üç önemli konuda daha yönlendirilmeye ihtiyaç duyuyorlar. Birincisi kadın embriyonun tutunmasına yardımcı olmak için transferden sonra belli bir süre yatmali mi? İkincisi cinsel ilişki, egzersiz gibi fiziksel aktiviteler embriyonun tutunmasını olumsuz yönde etkiler mi? Son olarak işten izin almak hamilelik şansını artırır mı? 
Embriyo transferi sonrası belli bir süre yatmalı mıyım?

Daha Fazlası: http://www.tupbebek.com/tedavideki-hastalar/embriyo-transferi-sonrasi-neler-yapmaliyim#ixzz2H5GxzM4a

3 Ocak 2013 Perşembe

Tüp bebek tedavisi ve tüp bebek aşamaları

www.tupbebek.com ve İstanbul Amerikan Hastanesi Tüp Bebek Merkezi tarafından hazırlanan bu mini animasyonda, Dr. Senai Aksoy tüp bebek tedavisi ve aşamalarını anlatıyor.

18 Aralık 2012 Salı

Tüp Bebekte Kullanılan Kanıta Dayalı Olmayan Tedaviler


Tüp bebek tedavilerinde gerek tüp bebek aşamalarında gerek tüp bebek ilaç ve protokollerinde ve gerekse laboratuvar uygulamalarında son yıllarda elde edilen gelişmelerle başarı oranı artmaktadır. Ancak tüp bebek tedavisindeki bütün bu gelişmelere rağmen başarı oranı hala istenilen düzeyde değildir.
Bazı kısır çiftler tüp bebek yöntemleriyle hala çocuk sahibi olamamaktadır. Bu sebeple, tüp bebek tedavisinin başarı oranlarını artırmak için yardımcı bir çok ilaç ve tedavi yöntemi kullanılmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak bir çok çalışma yapılmasına rağmen bu yöntem ve ilaçların bir çoğunun faydası konusunda kesin veriler yoktur.
Ancak üreme sağlığı konusunda bilinenlerin bilinmeyenlerden çok daha az olması, bu deneysel olması gereken yöntemlerin tedavide gerekli verileri elde etmeden kullanılmasına yol açmaktadır. Bir çok tüp bebek merkezinde uygulanan bu kanıta dayalı olmayan tedavilerin bazıları şunlardır:
-Kan pıhtılaşmasını azaltan ilaçlar (heparin, Aspirin),
- Embryo Glue (embryo yapıştırıcısı),
-Antioksidan kullanımı
- Embryo transferi sonrasında destekleyici tedavi zamanlaması,
- Viagra,
- Magnetik sperm seçimi (sperm mıknatısı),
- Ko-Kültür (yapay rahim),
- Lenfosit aşısı,
- DHEA.
Aspirin ve Heparin Kullanımı
Tüp bebek tedavisi esnasında aspirin tüp bebek merkezleri tarafından yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır. Ancak etkinliği ve hangi durumlarda etkili olduğu bilinmemektedir.
Aspirin tıpta uzun yıllardan beri kullanılmaktadır. Aspirinin ağrı kesici ve ateş düşürücü etkisinin dışında başka faydalı etkilerinin de olduğu tespit edilmiştir. Kanın pıhtılaşmasını engelleyen bir ilaç olması nedeniyle son yıllarda bu alanda da özellikle kardiyolojide kullanılmaktadır.
Yapılan çalışmalar tekrarlayan gebelik kayıplarının en önemli nedenlerinden birisinin "anti fosfolipid sendrom" olduğunu göstermektedir. Bu sendromda, pıhtılaşma mekanizması bozularak kılcak damarlar içerisinde mikroskobik pıhtılar oluşmakta ve gelişmekte olan fetusa giden kan akımını azaltarak ölümüne sebep olmaktadır.
Anti fosfolipid sendromunda düşük doz aspirin veya heparin kullanımının olumlu sonuçlar verdiği ve canlı doğum oranını artırdığı tespit edilmiştir.
Diğer yandan tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında aspirin ve heparinin faydalı olduğunu gösteren çalışmalar olsa da bunun tersini gösteren çalışmalar da vardır. Şimdiye kadar bu konuda yapılan çalışmaların hepsine bakıldığı takdirde düşük doz aspirin kullanımının tüp bebek ve mikroenjeksiyon durumlarında klinik gebelik oranlarını artırmadığı gibi düşük ve dış gebelik oranlarını da değiştirmediği gözlenmektedir. Bu sebeple tüp bebek ve mikroenjeksiyon uygulamalarında düşük doz aspirin kullanımı canlı doğum için pozitif bir etkiye sahip değildir ve bu durumlarda rutin olarak kullanılmamalıdır. Bu bilimsel kanıtlar sonucunda başarısız tüp bebek tedavileri sonrasında pıhtılaşma faktörleri ile ilgili problem varsa, aspirin ve heparin tedavisinin faydalı olabileceği ve gebelik oranlarını artıracağını söyleyebiliriz.
Ancak günümüzde böyle bir problem olsun veya olmasın tüp bebek gebeliklerinde aspirin yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu konuda yapılan kapsamlı araştırmaların çoğunda, tüp bebek sonrası oluşan gebeliklerin seyrinde olumlu bir etkisi olmadığı sonucuna varılmıştır. Bütün bu verilerin ışığında tüp bebek tedavisinde rutin aspirin veya heparin kullanımının hiç bir faydası olmadığını söyleyebiliriz.


Daha Fazlası: http://www.tupbebek.com/makaleler/tup-bebek/tup-bebekte-kullanilan-kanita-dayali-olmayan-tedaviler##ixzz2FLi9xD6g

17 Aralık 2012 Pazartesi

Tüp Bebek Tedavisinde Yumurta Toplanamaması



Tüp bebek tedavisi sırasında, yumurta toplama aşamasında karşılaşılabilecek sorunlardan biri Boş Folikül Sendromu'dur. Bu durumu açıklamak için 3 örnek vaka üzerinde duracağız:
Vaka 1
Polikistik over sendromuna bağlı 3 yıllık kısırlık geçmişi olan bir çift (kadın 28 yaşında). Diğer tedavilerle hamile kalamayınca çifte tüp bebek tedavisi önerildi. Önce uzun protokol ile baskılama uygulandı ve daha sonra 12 gün boyunca günde 150 ünite rekombinant gonadotropin kullanılarak yumurtalıklar uyarıldı. hCG enjeksiyonunun uygulanacağı gün çapları 16 mm'nin üzerinde 9 folikül vardı ve en büyüğü 20 mm'di. Hastaya 10.000 ünite kas içine hCG enjeksiyonu yapması söylendi ve 36 saat sonra vajinal ultrason ile yumurta toplama yapıldı. Defalarca yıkama yapılmasına rağmen hiç yumurta bulunamadı.
Vaka 2
Kadının tüplerinin tıkalı olmasına bağlı 5 yıllık kısırlık geçmişi olan bir çift (kadın 34 yaşında). Bu çifte daha önce farklı tüp bebek merkezlerinde 3 tüp bebek tedavisi yapılmıştı ancak foliküller gelişmesine rağmen hiç yumurta toplanamamıştı.
Vaka 3
Tubal hastalığa bağlı 4 yıllık kısırlık geçmişi olan bir çift (kadın 24 yaşında) Çifte tüp bebek tedavisi önerildi. Önce uzun protokol ile baskılama uygulandı ve daha sonra 11 gün boyunca günde 150 ünite rekombinant gonadotropin kullanılarak yumurtalıklar uyarıldı. hCG enjeksiyonunun uygulanacağı gün, çapları 16 mm olan 13 folikül vardı. (6'sı sağ yumurtalıkta 7'si sol yumurtalıkta) Hastaya kas içine 10.000 ünite hCG enjeksiyonu yapması söylendi ve 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapıldı. Sağ overdeki tüm foliküller aspire edildi ama defalarca yıkamaya rağmen hiç yumurta bulunamadı.
Boş folikül sendromu nedir ve neden olur?
Kontrollü over stimülasyonundan (tüp bebek aşamalarından yumurtalıkların uyarılması) sonra normal folikül gelişimi olmasına rağmen, defalarca yıkama yapıldığı halde foliküllerden yumurta elde edilememesi durumuna boş folikül sendromu (BFS) adı verilir.
Tüm tüp bebek tedavilerinin %0,5-2'sinde bu durum görülür. BFS genellikle bağımsız vakalar halinde olmakla birlikte, üstüste tekrar ettiği durumlar da bildirilmiştir.
Tüp bebekte LH salgısı yerine human chorionic gonadotropin (hCG) uygulanır. Bunun yumurtlama öncesi folikülün içinde gelişen süreç üzerinde iki önemli etkisi vardır. hCG, mayoz bölünmenin kaldığı yerden devam etmesini ve yumurtanın olgunlaşmasını tetikler. Aynı derecede önemli bir fonksiyonu da bağ dokusunun yumuşamasını sağlayarak, yumurta-kümülüs kompleksinin folikül duvarından ayrılmasını kolaylaştırmaktır. Yumurta-kümülüs kütlesi genellikle foliküler sıvının içine düşer ve yumurta toplama sırasında aspire edilir. Eğer herhangi bir nedenle hCG bu fonksiyonunu yerine getiremezse, yumurta-kümülüs kompleksi folikül duvarına sıkıca tutunmaya devam eder ve aspire edilen foliküler sıvının içinde bulunmaz. Genelde BFS'nun altında yatan mekanizma budur. Çoğu durumda bu, hCg'nin biyolojik yetersizliğinden veya mevcut hCG'nin yetersiz biyolojik aktivitesinden kaynaklanır.
hCG'nin yanlış zamanlaması veya verilen hCG'nin etkisini kaybetmiş olmasına bağlı olarak, karaciğerden çabuk atılması da bunun muhtemel sebeplerinden biri olarak gösterilmiştir. Özellikle ileri yumurtalık yaşlanması olan kadınlardaki sağlıksız yumurta gelişimi, yeterli düzeyde hCG'ye rağmen olgun yumurtalardaki biyolojik anomaliler ve genetik faktörler de muhtemel etyolojik sebepler olarak ortaya atılmıştır.
Boş folikül sendromu için ne gibi çözümler mevcuttur?


Daha Fazlası: http://www.tupbebek.com/tedavideki-hastalar/yumurta-toplanamamasi#ixzz2FLGubLTI

8 Aralık 2012 Cumartesi

Tüp Bebek Tedavisinde Çatlatma İğnesi



Tüp Bebek tedavisinde ilk aşama yumurtalıkların uyarılmasıdır. Bu aşamada kadına yüksek dozda FSH içeren bir ilaç enjekte edilerek, birden fazla yumurta üretmesi sağlanır. Yumurtalıkların uyarılmasına adetin ikinci günü başlanır ve enjeksiyonlar ortalama 11 gün sürer. Bu süre içinde 3-4 kez ultrason yapılarak yumurtaların gelişimi izlenir.
Yumurtalar 17-20 mm büyüklüğe ulaştığında, yumurta çatlatma iğnesi (Pregnyl veya Ovitral) yapılır. Bu işlemden 48 saat sonra yumurtlama gerçekleşir. Yumurtaların bu süre dolmadan önce (35-36ncı saatte) toplanması gerekir.
Tüp Bebek tedavisinin başarısı açısından hastanın çatlatma iğnesini tam olarak kendisine söylenen zamanda yapması ve yumurta toplamaya tam zamanında gelmesi çok önemlidir.
Yumurta Toplamanın Gecikmesi:
Örnek Bir Vaka:
Tüp bebek tedavisi görmekte olan 32 yaşında bir kadının yumurtalıkları uzun protokol ile baskılandıktan sonra HMG kullanılarak tedavi uygulandı. Yumurta uyarılması başladıktan 12 gün sonra, 16-18 mm arası çaplarda 7 folikül üredi. Hastaya ertesi gün sabah 9.00'da 5000 ünite hCG enjeksiyonu (çatlatma iğnesi) yapması ve 2 gün sonra sabah 9.00'da (yani çatlatma iğnesinden 36 saat sonra) yumurta toplama işlemi için merkeze gelmesi söylendi. Ancak hasta, yumurta toplama için merkeze geldiğinde, çatlatma iğnesini yapılması söylenen saatten 24 saat erken yaptığı anlaşıldı. (yani toplamanın olması gereken saatten 60 saat önce)
Çatlatma İğnesinin Zamanlaması Neden Çok Önemli?
Daha önceki yıllarda tüp bebek tedavisinde karşılaşılan en büyük problemlerden biri, beyin sapından salgılanan ve yumurtlamayı tetikleyen bir hormon olan LH'nın erken salgılanması sonucu yumurta toplama işleminden önce yumurtlamanın gerçekleşmesiydi. Yumurtlama gerçekleşmese bile, yumurtlama öncesi yüksek LH seviyesine maruz kalmak, gelişmekte olan yumurtaya zarar verebiliyordu. Yumurtalıkların uyarıldığı siklusların %20'sinde erken LH salgılanması yaşanmaktaydı.
Ayrıca yumurtalıkların uyarılması, beyin sapından salgılanan LH salgısının miktarını azalttığından ve değişime uğrattığından, erken LH salgılanmasının tesbit edilmesini de zorlaştırıyordu. Bu da hastanın tüp bebek merkezinde yatırılmasını ve LH salgılanmasını tespit etmek için 3 saatte bir idrar tahlili yapılarak hormonların dikkatle takip edilmesini gerektiriyordu. Salgılanmanın idrarda tespit edilmesinden 25-28 saat sonra veya kanda tespit edilmesinden 30-34 saat saat sonra yumurtaların toplanması gerektiğinden, yumurta toplama işleminin ne zaman olacağı belli değildi. Bu durum, tüp bebek merkezi için izlemede lojistik açıdan sorunlar yaratıyor ve yumurta toplama işlemi zamanının planlanmasını engelliyordu. Sonuçta tedavi sikluslarının %15-30'u yumurta toplama işlemine geçilemeden iptal ediliyordu.
Ancak GnRH (gonadotropin salgılayan hormon) agonistlerinin kullanılmasıyla birlikte, tüp bebek tedavisinde yumurtalıkların uyarılması daha basit bir hale geldi. Bunların tüp bebekte kullanımı ilk olarak 1984'te tanımlandı
Üstüste uygulandığında GnRH agonistleri (Decapeptyl, Suprefact, Suprecur, Lucrin, Synarel, Zoladex) hipofiz üreme hormonları (yumurtalıkta yumurtanın büyümesini sağlayan hormon-FSH) üzerinde ilk 48 saat uyarılma etkisi (alevlenme etkisi) yaratır ve daha sonra bir baskılanma devresi olur. Baskılanma devresinde hipofiz GnRH salgılama faaliyetini tamamen durdurur.
Yumurtalıkların uyarılmasından önce GnRh agonistlerinin kullanılması ile endojen (iç kaynaklı) LH artışı ortadan kalkmış oldu ve dolayısıyla bu dönemde hastayı yoğun olarak izleme zorunluluğu da kalmadı. Ayrıca yumurta toplama zamanının önceden planlanması mümkün oldu. Bu bileşenler tüp bebek tedavisini sadece kolaylaştırmakla kalmadı, aynı zamanda başarı oranlarını da artırdı. GnRh agonistlerinin rutin olarak kullanılması ile ilgili yapılan çalışmalar, iptal edilen siklus sayısının önemli ölçüde azaldığını ve yumurta sayısında ve hamilelik oranlarında olumlu gelişmeler olduğunu gösteriyor.
Ancak öte yandan LH artışı, yumurtanın olgunlaşması için gereklidir. LH yükselmesinden yaklaşık 36 saat sonra, döllenmeye hazır, olgunlaşmış yumurtanın serbest kalması ile yumurtlama gerçekleşir. Bu süre içinde çift kromozom sarmalına sahip yumurta hücresi çekirdeği tek kromozom sarmalı kalacak şekilde bölünür. Kromozom sarmalının diğer yarısı döllenme sonucu sperm hücresinden gelecektir. GnRH agonistlerinin kullanıldığı uyarılmış tüp bebek tedavilerinde LH artışı olmaması nedeniyle, yumurtadaki bu son yumurtlama öncesi aşamanın tamamlanması için hCG(human chorionic gonadotropin) yani çatlatma iğnesi kullanılır.
hCG ya da çatlatma iğnesi uygulandıktan sonra çok uzun süre beklenirse, folikül çatlar ve eşzamanlı olarak yumurta karın boşluğuna dökülür. Bu nedenle çatlatma iğnesinden sonra yumurta toplamanın doğru zamanda yapılması çok önemlidir. Araştırmalar folikül yırtılmasının çatlatma iğnesinden sonra en erken 39 saat ve en geç 41 saat içinde olduğunu göstermektedir. Ayrıca tüm foliküller aynı anda çatlamaz ve ilk çatlayan folikül her zaman en büyük olanı değildir. Bu nedenle genellikle yumurta toplamanın hCG enjeksiyonundan 36 saat sonra yapılması planlanır.
Yumurta Toplamaya Geç Gelinirse Ne Olur?
Bu vakada hasta yumurta toplamaya çatlatma iğnesinden 36 saat sonra değil 60 saat sonra yani gecikerek gelmiştir. Foliküllerin çatlayarak karın boşluğuna dökülmüş olması çok muhtemeldir. İzlenebilecek yollar şunlardır:
1.Yumurta Toplama İşlemini ve Tedaviyi İptal Etmek:
Bu durumda olumlu sonuç alma ihtimali çok düşüktür. Üstelik hastanın anestezi ve operasyon risklerine ve maliyetine katlanması gerekeceğinden tedavinin iptal edilmesi en mantıklı olanıdır. Çatlatma iğnesinden sonra bu kadar geç kalındığında yumurta toplama ihtimali çok düşüktür ve toplanabilse dahi yumurtaların hamileliğin gerçeklemesi için fazla olgunlaşmış olması çok muhtemeldir.
2.Yumurtlama Belirtileri Yoksa Yumurta Toplama İşlemini Gerçekleştirmek:
Çatlatma iğnesinden 60 saat sonra foliküllerden veya rahmin arkasında barsaklarla arasındaki boşluktan (douglas boşluğu) yumurta toplanabildiği bazı vakalar bildirilmiş olmakla birlikte bu çok seyrek görülen bir durumdur. Öte yandan bu şekilde yumurta bulunsa dahi, bu yumurtaların döllenme ve bunun sonucunda oluşan embryolardan hamilelik oluşma ihtimali de çok düşüktür. Eğer bu yol izlenecekse, hasta sonucun belirsizliği ve başarı olasılığının düşüklüğü konusunda çok iyi bilgilendirilmiş ve bu durumu tamamen anlamış olmalıdır.
Yumurta Toplamanın Gecikmesini Önlemek İçin Ne Yapılmalı?
IVF tedavilerinde kullanılan değişik ilaçların sayısını ve hepsinin farklı zamanlamalarını göz önünde bulundurduğumuzda, bazı hastaların bunların bir kısmını yanlış yapmaları beklenebilir. Tedavinin sonucunu en çok etkileyenin de çatlatma iğnesinin zamanlaması olduğu söylenebilir. Doğru zamanın yakalanması için sadece birkaç saat vardır ve tek bir siklusta ikinci bir şans yoktur. Bu nedenle tüp bebek hastalarına çatlatma iğnesinin doğru zamanlanmasının ne kadar büyük önem taşıdığı hem sözlü hem yazılı olarak çok iyi anlatılmalıdır.
Tüp Bebek Tedavisindeki Hastalarımıza Önerimiz:
Tüp bebek tedavilerinde yumurtaların vücut dışına alınması çatlatma iğnesinden ortalama 34-37 saat sonra yapılmaktadır. Bu zaman aralığı dışında yumurtlamanın bu yumurtaları vücut dışına almadan gerçekleşme riski vardır. Bu durumda ise tedaviniz büyük olasılıkla iptal edilecektir. Bu nedenle çatlatma iğnesinin saatini çok iyi anlamak ve uygulamak gerekir. Kuşkuya düştüğünüz durumlarda sizinle ilgilenen doktorunuzu veya merkezimizde görev yapan herhangi bir doktorumuzu aramaktan çekinmeyiniz. Aynı şekilde Tüp bebek koordinatörümüz ve hemşirelerimiz de sizi bilgilendirmekten mutluluk duyacaktır. Gerekli telefon numaraları tedaviniz esnasında size verilecektir. Ayrıca tüm doktorlarımızın telefonlarını Amerikan Hastanesi santralinden alabilirsiniz.


Daha Fazlası: http://www.tupbebek.com/tedavideki-hastalar/tup-bebek-tedavisinde-catlatma-ignesi#ixzz2ESn4hMHk

6 Aralık 2012 Perşembe

Yumurta Toplama’da Genel Anestezi mi Sedasyon mu?



Tüp bebek tedavilerine ilk başlanıldığı dönemlerde, yumurta toplama işlemi genel anestezi altında laparoskopik olarak yapılırdı. Ancak 80'li yılların ortalarında ilk kez kullanılan vajinal ultrasonla birlikte yumurta toplama metodu, daha az girişimsel bir yöntem oluşu, sedasyon altında yapılabilmesi ve hastalar tarafından da daha fazla kabul görmesi nedeniyle günümüzde tercih edilen yöntem haline geldi.
Vajinal ultrason altında yumurta toplamada, doktorun ve hastanın tercihleriyle birlikte mevcut personel ve ekipmana bağlı olarak kullanılabilecek değişik anestezi ve sedasyon teknikleri mevcut.
Ülkemizde bir istatistik olmamakla birlikte 2004 yılında İngiltere'de tüp bebek merkezleri ile ilgili yapılan bir araştırmada, merkezlerin %62,4'ünün sedasyonu tercih ettiği ortaya çıktı. Genel anestezi merkezlerin %24,6'sında tercih edilen yöntemdi, %2,8'i bazen genel anestezi bazen sedasyonu, %5'i ise sedasyon ile beraber paraservikal blok yöntemini kullanıyordu. Bir merkez (%1,6) sedasyon ile birlikte spinal anestezi uyguluyordu. Merkezlerin %3,6'sı da kas içi ağrı kesici ve damardan sedasyon yöntemlerini birlikte kullanıyordu.
Seçenekler:
Yumurta toplama ağrılı bir işlem olduğu için anestezi, analjezi ve/veya sedasyon tekniklerinden embryoyu veya başarıyı olumsuz etkilemeyen, en güvenli ve en az yan etkisi olan yöntem(ler) seçilerek uygulanması gerekir. Bu yöntemler şunlardır:
Genel anestezi:
Daha önceki araştırmalarda genel anestezi kullanımının başarı üzerinde olumsuz etkileri olduğu ortaya atıldıysa da, yeni araştırmalar genel anestezi ile alınan sonuçlarla sedasyon ile alınan sonuçlar arasında fark olmadığını göstermiştir. Genel anestezinin yumurta toplama ve tüp bebek başarısı üzerindeki etkisini, yarı uyanık sedasyonun etkisiyle karşılaştıran bir çalışmada, genel anestezi kullanılan grupta sedasyon kullanılan gruba göre daha çok sayıda yumurta toplanabildiği, ancak iki grup arasında embryo bölünmesi ve hamilelik oranları açısından bir fark olmadığı ortaya çıktı.
Randomize kontrollü bir çalışmada, genel anestezi altındaki ortalama ağrı puanının, yarı uyanık sedasyon altındaki ağrı puanından oldukça düşük olduğu ortaya çıktı. Ancak sedasyon altındaki ağrı puanının yüksekliği hastanın dayanamayacağı ölçüde değildi.
Lokal Anestezi, Paraservikal Blok:
Paraservikal blok ile sedasyon yumurta toplama için etkili bir yöntemdir. Bu anestezi direkt olarak yumurta toplamayı gerçekleştiren tüp bebek merkezi uzmanı tarafından yapılır. Ancak blok yönteminin de çok düşük oranda da olsa komplikasyon riski vardır. Lokal anestezinin parametriyal dokudan hızlı emilimi, toksik etki yaratabilir. Rahim atar damarı ve toplar damarının bölgeye yakınlığı da damar içi enjeksiyon riski anlamına gelir. Bu da kalp üzerinde istenmeyen etkilere yol açar. Ancak bu risklerin uygulamayı yapan doktorlar tarafından çok iyi tanındığını ve gerekli tedbirlerin her zaman alındığını söylemekte fayda var.
Bölgesel Anestezi:
Spinal veya epidural anestezi de anestezi uzmanının bulunmasını gerektirir. Bölgesel anestezinin yeterli düzeye ulaşması çok zaman alabilir. En sık görülen yan etkileri tansiyon düşüklüğü, postdural başağrısı, yeterli derecede uyuşma sağlanamaması, kısa süreli hareket edememe ve operasyon sonrası dönemde idrar tutamama problemidir. Ancak beraberinde sakinleştirici kullanılmadığı sürece, işlem sonrası nerdeyse hiç uyuşukluk hissedilmez. Bu anestezi çeşidi yumurta toplama işlemi için hemen hemen hiç kullanılmamaktadır.
Sedasyon (çeşitli sakinleştirici ilaçların kullanılması):
Etkili bir sedasyon için benzodiazepin, morfin, çeşitli anestezik ve ağrı kesici pek çok madde ve teknik kullanılmaktadır.
Klinik uygulamalarda yarı uyanık sedasyon, işlem boyunca hasta uyanıkken bir yandan işlemin yapılabilmesi için çeşitli ilaçlar kullanılarak merkezi sinir sisteminin baskılanması tekniği olarak tanımlanır. Yarı uyanık sedasyon için kullanılan ilaçlar ve teknikler bilinç kaybını önlemede güvenli olmalıdır.
Derin sedasyon ise hastanın sözlü ve fiziksel uyarılara cevap vermediği ve nefes yolunun açık olmayabileceği bir durum olarak tanımlanmaktadır. Bu durum genel anesteziye eşdeğer olmamakla birlikte, uygulanması eşit derecede uzmanlık ve beceri gerektirir.
Analjezi:
Yumurta toplama işlemi sonrası bakımının en önemli yönlerinden biri ağrı yönetimidir. Yumurta toplama sonrası hastaların %3'ünde şiddetli ağrı olur ve %2'sinin ağrısı aynı şiddette 2 gün devam eder. Bu nedenle işlem sırasında ve sonrasında ağrı kesicilerin kullanılması önemlidir.
Çözüm alternatifleri:
-Genel anestezi ağrı puanı düşük ve güvenli bir yöntem olup, sedasyona kıyasla daha fazla yumurta toplanabilmektedir ancak iki yöntemin hamilelik oranları arasında bir fark yoktur.
-Parasevikal blok etkili ve tüp bebek ekibi tarafından uygulanabilen bir yöntem olmakla birlikte yanlışlıkla damardan uygulandığında toksik sistemik etki görülebilir.
-Sedasyon eğitimli kişilerce uygulandığında etkili ve güvenli bir yöntemdir ve anestezistler, tüp bebek ekibi veya hemşireler tarafından uygulanabilir.
-Hangi teknik seçilirse seçilsin, yöntemle ilgili kurallara uyulması, eğitimli personelin işlem sırasında bulunması, hastanın dikkatle izlenmesi ve uyandırma için gerekli ekipmanın olması çok önemlidir.
Sonuç:
Yumurta toplama işlemi genel olarak lokal anestezi ve sedasyon ile kolaylıkla ve ağrısız bir şekilde yapılan bir işlemdir. Bu işlem hastalar tarafından iyi tolere edilmekte, genel anestezinin risk ve komplikasyonlarından kaçınılmaktadır. İşlemi lokal anestezi altında yaptırmaktan korkan hastalarda genel anestezi güvenli ve işlemi olumsuz olarak etkilemeyen bir anestezi yöntemi olarak kullanılabilir.


Daha Fazlası: http://www.tupbebek.com/tedavideki-hastalar/yumurta-toplamada-genel-anestezi-veya-sedasyon#ixzz2EHKSaWVW

18 Kasım 2012 Pazar

Kısırlık Çözümsüz Değildir...4 (Yazı dizisi)


Günümüzde kısırlık geçmişe göre daha sık görülüyor. Bu da 'insanoğlunun üreme potansiyeli azalıyor mu' sorusunu akla getirmekte. Cevap kesin olmamakla birlikte muhtemelen bu düşüncenin doğruluk payı var.
Kadının geçmişe göre daha geç yaşlarda evlenmesi, cinsel yolla bulaşan hastalık oranlarının yükselmesi ve nedeni bilinmemekle birlikte erkekte sperm sayısının global olarak azalması bu durumun nedenleri olabilir.
Sperm sayılarındaki azalma ilginç bir gözlem olarak ortaya çıkıyor. Gerçekten de son 15-20 yılda tüm dünyada yaygın olarak sperm sayılarında bir azalma eğilimi dikkati çekmektedir. Bu durumun çevresel kirlenmeden mi yoksa modern yaşamın getirdiği stresten mi kaynaklandığı belli değildir.
Sevindirici olan ise üreme potansiyeli üzerindeki bunca olumsuzluğa karşın, yardımcı üreme tekniklerindeki gelişmeler ve buna bağlı olarak artan başarı oranlarıdır. Yine modern insanın kısırlığı tabu olmaktan çıkarması ve tedavi alternatiflerini bilinçli bir şekilde değerlendirmesi de kayda değer bir ilerlemedir.
Kısırlık nedeni araştırıdığında, menisinde hiç sperm olmadığı gözlenen bir erkekte bile TESA adı verilen 'cerrahi yolla sperm arama' yöntemi ile sperm bulunma şansı var. Daha sonra da mikroenjeksiyon adı verilen ve erkek kısırlığında devrim sayılan bir tüp bebek yöntemi ile erkekten elde edilen tek bir sperm hücresi, kadından elde edilen yumurtanın içerisine saç kılından daha ince bir iğne yardımıyla mikroskop altında enjekte ediliyor ve döllenme sağlanıyor.
Günümüzde cerrahi yolla sperm arama ve mikroenjeksiyon yöntemleri sayesinde pek çok çift kendi çocuklarına sahip olma hayalini gerçekleştirebiliyor.
Kısırlık Çözümsüz Değildir yazı dizimizin dördüncü bölümünde Dr Senai Aksoy menisinde hiç sperm bulunmayan erkeklerde (azospermi) cerrahi yolla sperm aramayı (TESA) anlatıyor:
Üremeye yardımcı tedaviler alanında, tüp bebekten sonraki en önemli gelişme kuşkusuz mikroenjeksiyon yöntemi ve cerrahi yolla sperm arama (TESA) işlemidir. Menisinde hiç sperm olmayan bir erkeğin testislerinden ameliyatla sperm bulunması ve bu spermle mikroenjeksiyon yöntemi kullanılarak gebelik elde edilmesi tüm dünyada çocuk sahibi olması olanaksız gibi gözüken binlerce erkek için umut oldu.
Erkeğin menisinde hiç sperm olmaması (Azospermi) nedir, neden olur?
Bir erkeğin menisinde hiç sperm olmaması azospermi olarak adlandırılır ve değişik nedenlere bağlı olabilir.
Bunların bir kısmı sperm kanallarının tıkanıklığına bağlıdır. Böyle bir durumda testislerde sperm üretimi vardır ama varolan spermler kanallardaki tıkanıklık nedeniyle meniyle dışarıya atılamaz. Bu durumda tıkanıklığa bağlı sperm olmamasından (obstrüktif azospermi) söz edilir.
Tıkanıklığa bağlı azospermi olgularında ince bir iğneyle tıkalı olan kanallara ya da testis dokusu içine girilerek küçük parçalar alınır. Bu parçalar içinde sperm bulma oranı %100'e yakındır.
Tıkanıklığa bağlı olmayan durumlardaysa (non-obstrüktif azospermi) testislerde sperm üretimi ya hiç yoktur ya da belirli alanlarda çok sınırlı sayıda olur. Non-obstrüktif azosperminin altında yatan neden genetik olabileceği gibi ergenlik döneminde geçirilmiş enfeksiyonlar da rol oynayabilir.
Böyle bir durumda testis biyopsisi tedavide yol göstermesi açısından oldukça yararlıdır.
Cerrahi yolla sperm arama nasıl yapılır?
Menisinde hiç sperm olmayan erkeklerde cerrahi yolla sperm arama işlemi yaklaşık 15 - 45 dakika kadar sürer ve kişi ertesi gün büyük ölçüde normal hayatına dönebilir.
Sperm iğneyle kanallardan alınabilir (PESA), iğneyle testisin içinden alınabilir (PTSA) ya da ameliyatla testisten alınabilir (TESA veya TESE). PESA ve PTSA lokal anestezi eşliğinde yapılabilirken TESA çoğu zaman genel anestezi altında yapılır.
Bu yöntemle sperm bulunamazsa ne yapılır?
Ameliyatla sperm bulunamaması durumunda izlenecek yol biyopsi sonucuna göre değişir. Eğer yeni bir denemede de sperm bulma şansı yoksa bu durumda sperm bankalarına başvurmak şu an için geçerli tek yöntem. Ancak bu uygulama ülkemizde yasal değildir.
Öte yandan hastaların önemli bir kısmında yeniden deneme için umut verici sonuçlar elde etmek mümkün. Böyle bir durumda birkaç ay sonra yeni bir deneme yapılabilir.
Cerrahi yolla sperm arama girişiminin başarı oranı nedir?
Testis dokusu içinde binlerce küçük tüp benzeri yapı vardır. Bu yapılarda sperm üretimi değişik aşamalarda devam eder. Bazı tübüllerde hiç üretim olmazken bazılarında az sayıda sperm olabilir.
İşte cerrahi sperm arama yöntemlerinin altında yatan mantık budur. Testisin değişik bölgelerinden alınan çok sayıda parça incelendiğinde sperm hücresi bulunabilir. Bu yöntemde sperm bulma olasılığı altta yatan nedene bağlı olarak %25-60 arasında değişir.
Son yıllarda uygulanmaya başlanan mikro-TESA yöntemiyle bu işlem mikroskop altında yapılarak başarı şansı daha da arttırılmaktadır.
En yüksek başarı sperm üretiminin çok azaldığı 'hipospermatogenez' olgularında yakalanırken, genetik bozukluğa bağlı durumlarda şans en az olur.
Bir azospermi olgusunda daha önceki denemelerde sperm bulunmuş olması daha sonraki denemelerde de her zaman sperm bulunacağını garanti etmez. Ama çoğu zaman başarı sağlanır. Benzer şekilde daha önce ameliyatla sperm bulunamamış kişilerde de biyopsi sonucuna göre yeni bir denemede sperm bulma olasılığı mevcut.
 Bir kez sperm bulunduğunda bunun testisten ya da meniden bulunmuş olması mikroenjeksiyonun başarı oranları üzerinde önemli bir etki yaratmaz. Bir başka deyişle spermin meniden, kanallardan ya da direkt olarak testis içinden alınması gebelik oranlarını ve sonuçlarını değiştirmez.


Daha Fazlası: http://www.tupbebek.com/makaleler/kisirlik/kisirlik-cozumsuz-degildir4-yazi-dizisi#ixzz2CZBal3Dy

16 Kasım 2012 Cuma

Hamile Kalmakta Geç Kalmayın


Kırk yaşından sonra çocuk istemenin en büyük riski hiç bir zaman hamile kalamamaktır
Gazetelerde, televizyonlarda sıklıkla 40-45 yaşında çocuk doğuran ünlülerin ha-berlerini okuyoruz. Hatta ellili yaşlarda çocuk sahibi olmuş çiftlerin fotoğraflarına bakarak mutlu oluyoruz. Anlatmaya değer, gülümseten hikayeler. Ama bu mucize çocuk için, hangi aşamalardan geçildiğini, hangi risklerin alındığını, ne kadar hayal kırıklıkları yaşandığını biliyor muyuz acaba? ART Tıp Merkezi ve Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Op. Dr. Senai Aksoy, 25 yıldır kısırlık ve tüp bebek tedavileri ile uğraşan bir hekim olarak geç yaştaki hamileliklerin bu şekilde yüceltilmesine karşı çıkıyor. Bu pembe tablonun bir çok kadında yanlış algı yarattığını ve imkanları olmasına rağmen ideal zamanı bek-leme, kariyer planlaması gibi sebeplerle çocuk sahibi olmayı ertelediklerini tespit ediyor. ART Tıp Merkezi ve Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Op. Dr. Senai Aksoy geç yaşta çocuk sahibi olmakla ilgili en önemli soruları yanıtladı. 
Geç yaşta gebelikten kastınız nedir?
Amerikalılara göre geç yaşta hamilelik 35 yaşından itibaren başlıyor. Bu yaşlarda hamile kalmak genellikle bir problem yaratmıyor. Aynı durum 40 yaş ve üstünde söz konusu değil.
Öncelikle 40 yaş ve sonrasında bebekteki sakatlık oranı artıyor. Bu durum çok bilinen ve  hakkında çok konuşulan bir kavram. Ancak oran artışını rakamlarla ifade edecek olursak, 25 yaşındaki bir hamile kadının Down Sendromlu bir çocuk dünyaya getirme riski 990’da 1 iken, bu oran 35 yaşında 380’de 1, 45 yaşında ise 28’de 1’dir. Elbette ikili, üçlü testler ve amniosentez gibi yöntemlerle bu patolojilerin tamamına yakınını tespit etmek mümkün. Ancak özlemle beklenen fakat yaşama şansı olmayan bir bebeği 4. veya 5. ayda do-ğurmanın, kadın ve aile için son derece yaralayıcı bir deneyim olduğunu da kabul etmek gerek.
Kırk yaşından sonraki gebeliklerin her zaman pespempe yaşanmayabileceğini de eklemek isterim. Bu yaştaki gebeliklerde yüksek tansiyon, diyabet ve erken doğuma daha sık rast-lanıyor.
Kırk yaşından sonraki hamileliklere karşısınız o halde?
Kırk yaşından sonraki hamileliklere tabii ki karşı değilim. Özellikle de amacım o yaşlarda mutlu bir şekilde hamileliklerini sürdüren ve sonuna kadar götüren kadınları suçlamak değil. Bu yaşlarda hamile kalan kadınların daha motive, daha oturmuş, daha çocuk kıymeti bildiklerinin de farkındayım. Amacım bu yaşlara yaklaşan kadınları, her şeyin medya organlarında gösterildiği gibi basit ve kolay olmadığı konusunda uyarmak. Bu yaşlardaki en büyük riskin hiç hamile kalamamak veya hiç bir zaman çocuk sahibi olamamak olduğunu bilmek gerekir. Otuz yaş ve altı kadınların %95‘i tedavisiz veya tedaviyle hamile kalacaktır. Halbuki kırk yaş ve üstü kadınların %35’i hiç bir zaman çocuk sahibi olamayacaklar. Bu rakamların bilinmesinde yarar olduğunu düşünüyorum. “Ama benim bir arkadaşım var 45 yaşında doğurdu” denildiğini duyar gibiyim. Ben zaten 40 yaş sonrası hamilelik olmaz demiyorum. Ama şans azalıyor. Bunu da söylemek lazım! Ortada kaçınılmaz bir gerçek var. O da  kadın fertilitesinin zaman geçtikçe azaldığıdır. İdeal koca, ideal ev, işteki en uygun zamanı beklemek hiç bir zaman çocuk sahibi olamama riskini taşır. 
Şunu da söylemeliyim ki, muayene sonrası  yanımdan  çocuk sahibi olma imkanını kay-bettiğini öğrendiği için ağlayarak çıkan kadınlar beni her zaman çok üzüyor. Artık kadınlara yalan söylemekten, yalancı ümit vermekten vazgeçmek gerekiyor.
Kadınlara hangi konuda boş ümitler veriliyor?
Doğum kontrol yöntemlerinin sloganı uzun zamandır “ne zaman istersem kaç tane ister-sem” oldu. Ancak korunma yöntemleri çocuk istenmediği zaman hamile kalmayı engeller. Ne zaman istenirse hamile kalmayı sağlamaz. Bence bu kısaltma kadınlar tarafından yanlış algılanıyor. Öte yandan kariyer yapan savaşçı kadınların hamileliklerini ertelemeleri, gazete haberleri ve yıldızların geç yaştaki hamilelikleri ile doğallaştırıldı. Ben buna 40 - 45 yaşlardaki hamileliklerin kutsallaştırılması diyorum. Sadece bu kadınlara bu hamileliklerin bir kısmının yumurta bağışı yoluyla olduğunu  (bu uygulama ülkemizde ve dünyadaki bir çok ülkede yasaklanmıştır) söylemeyi unutuyoruz.
Yani 40 yaşında bir kadının yumurta bağışı dışında hamile kalma şansının olma-dığını mı söylüyorsunuz?
Kırk yaşında hamile kalmak hala mümkündür ama aynı durum 45 yaşında söz konusu de-ğil. Burada bilinmesi gereken 20 yaşındaki bir kadının ay başına düşen hamile kalma şansı %25 civarındayken bu oran 35 yaşında %9, 40 yaşında %6, 45 yaşında ise 0’a yakındır. Burada söylenmesi gereken bir diğer gerçekse, 40 yaşındaki hamileliklerin çoğunun daha önceden çocukları olan kadınlarda istenmeden kaza ile olan gebelikler olduğudur. Çocuk istenildiği zaman araya giren stres ile işin rengi tamamen değişiktir.
Kadınların çoğu 45 yaşında menopozda olmadığına göre bu söylediğiniz nasıl olabiliyor?
Öncelikle kadında yaşlanan organın rahim değil, yumurtalıklar olduğunu bilmek gerekir. Bir kadın bilimsel olarak başka bir genç yumurta kullanılması şartı ile 50 hatta 60 yaşında da hamile kalabilir. Bunun sağlık üzerindeki etkileri, çocuğun geleceği, etik ve dini yönleri elbette başka bir tartışma konusu. Şunu da bilmek gerekir ki, düzenli adet olması o kadının hala hamile kalacağını göstermez. Adet olması ne yumurtlama olduğunun, ne de yu-murtlama olsa dahi o yumurtanın döllenmeye uygunluğunun bir belirtisi değildir. Adetlerin durmasından çok önce kadının hiç farketmeden üreme fonksiyonları biter. Kabul etmenin kolay olmadığını biliyorum ama anne olmak için bu fonksiyonların sonuna gelindiği  bir yaş da var.
Özetlemek gerekirse, 20 yıldır kısırlıkla uğraşan hekimler olarak 40 yaşındaki kadınların çocuk sahibi olmalarının çok kolay olduğunun söylenmesine karşıyım. Bu gerçek değil. Eğer bu yaşta hamilelik olmuşsa bu harika bir şey. Buna söylenebilecek hiç bir şey yok. Hamileliği daha yakından takip etmek çoğu zaman sağlıklı bir bebek sahibi olmaya yete-cektir. Ancak 40 yaşına kadar bekleyin, hemen hamile kalacaksınız, hayat pespembe, nurtopu gibi bir kızın veya oğlun olur gibi söylemlere karşıyım. İnanıyorum ki sadece bun-ların söylenmesi dahi bir çok kadının çocuk yapma niyetlerini öne alacaktır. Ben kendi adıma sevimsiz olma riskine rağmen bunları hastalarıma söylüyorum. Gerçi o yaşta hamile kaldıklarında “ hani ne demiştin” diyorlar ama şunu iyi anlamak lazım. Ben asla hamilelik olmaz demiyorum. Sadece risklerden bahsediyorum.

14 Kasım 2012 Çarşamba

Kısırlık Çözümsüz Değildir...3 (Yazı Dizisi)


Yeni evlenen ve çocuk sahibi olmayı isteyen çiftlerin ortak yanılgısı istedikleri anda, hatta belki balayında gebe kalabileceklerini düşünmeleridir. Pek çok filmde ve romanda kahraman tek bir ilişki ile ya da bebek istediği anda gebe kalabilirken gerçek hayatta durum bu değildir.
Hiçbir sağlık problemi olmayan tamamen normal bir çifti ele aldığımızda, kadının tek bir adet döneminde, her gün ilişkide bulunsalar bile, gebe kalma olasılığı sadece %25'tir. Tek bir dönemde %25 olan gebelik elde etme şansı bir yılın sonunda %85'e çıkar. Yani bir yıl sonunda her 100 çiftten 85'inde gebelik elde edilecektir. Geri kalan 15 çift ise kısırlık ile karşı karşıya demektir.
Tanım olarak, en az 1 yıl herhangi bir korunma yöntemi uygulanmaksızın haftada 2-3 kere girilen cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edilmemesi infertilite yani kısırlık olarak adlandırılmaktadır.
Bu asla normal yollardan gebe kalamazsınız demek değildir ancak istatistiksel anlamda bakıldığında şans azalmış olmaktadır. Artık tıbbi yardıma ihtiyacınız vardır.
Pek çok çift infertiliteyi çekinecek hatta utanacak bir durum olarak görür ve kendilerini yalnız hissederler. Oysa tüm dünyada pek çok çift aynı problemi yaşamaktadır ve bunların önemli bir kısmı çok basit tedavilerle gebe kalabilmektedir.
Burada çiftleri kısıtlayan kısırlığın her zaman önemli bir problem olmasına rağmen acil olarak görülmemesinde yatmaktadır. Genelde kişiler doktora gitmeyi herhangi bir bahanenin arkasına saklayarak ertelemekte ve sürekli gelecek ay demektedirler. Oysa hayatta zaman dışında her şeyin telafisi mümkündür.
Kısırlık tanı ve tedavisi için geldiğinizde sizi nelerin beklediğini bilmek, yaşadığınız stresi azaltmaya yardımcı olacaktır.
'Kısırlık Çözümsüz Değildir' yazı dizimizin bu bölümünde erkek için uygulanacak tanı aşamalarından bahsedeceğim:
Erkekte Kısırlık Nasıl değerlendirilir?
Erkek kısırlığı dört aşamada değerlendirilir:
1. Erkeğin Öyküsü:
Öykü, erkek kısırlığının tanımlanmasında ve sebebin belirlenmesinde çok önemli bilgi ve ipuçları verebilir. Örneğin çocukluk çağı hastalıklarından inmemiş testis, ileride sperm yapımını olumsuz yönde etkileyebilecek bir problemdir.
Öykünün alınması sırasında sorulacak sorular nelerdir?
-Kısırlık Öyküsü (Kısırlık süresi, önceki gebelikler, daha önce yapılan tedaviler, eşin tetkik ve tedavisi )
-Cerrahi Öykü (Travma, kaza, yaralanma, fıtık onarımı, inmemiş testislerin skrotuma indirilmesi operasyonu, kanser veya torsiyon sebebiyle testisin alınması, prostat rahatsızlığı veya darlık nedeniyle transüretral cerrahi)
-Cinsel Öykü (Gecikmiş ergenlik nedeniyle araştırma, iktidarsızlık, kayganlaştırıcı kullanımı, cinsel ilişki zamanlaması veya sıklığı)
-Enfeksiyon Öyküsü (Son 3 ay içerisinde geçirilmiş ateşli hastalık, cinsel yolla bulaşan hastalık: bel soğukluğu, frengi, HPV gibi, kabakulak orşiti, verem)
-Kimyasal Madde veya Radyasyon Öyküsü ( Kemoterapi, radyoterapi, mesleki nedenlerle maruz kalma: zirai ilaçlama, kimyasal madde üretimi, radyoaktif madde üretimi, depolaması veya sevki gibi)
-Sistemik Hastalık Öyküsü (Diabet, kan dolaşım bozukluğu, sık solunum yolu enfeksiyonları, bronşit, koku alamama, kronik baş ağrısı, görme bozuklukları gibi şikayetler, göğüslerde anormal büyüme (jinekomasti))
-İlaç Kullanımı (Steroidler, anabolizan ilaçlar (vücut geliştirici), tıbbi ilaçlar)
-Alışkanlıklar (Sigara, alkol)
-Aile Öyküsü (Kısır erkek veya kız kardeş, baba tarafında kısır bireyler, yardımcı üreme teknikleri tedavisi görmüş yakın akraba)
Erkeğin Öyküsü Doğurganlığını Nasıl Etkiler?
Sorgulanan bu faktörlerden bir veya birden fazlasının varlığının saptanması, erkeğin tedavisi için bir umut ışığı doğuracaktır.
Daha önce belirttiğim gibi, sperm yapımındaki problemlerin sebebi çoğu zaman tanımlanamamakta, bu nedenle de sperm yapımını düzeltecek tedaviler yapılamadığından, eldeki spermleri en iyi şekilde nasıl değerlendirileceği düşünülmektedir. Bu da çoğu zaman mikroenjeksiyon gibi yardımcı üreme teknikleri ile olmaktadır.
Yardımcı üreme teknikleri aşamasına gelmeden daha önce bir sebebin belirlenebilmesi ve bu sebebin düzeltilerek sperm yapımının normal seviyeye çıkartılabilmesi daha büyük bir başarı olacaktır. Dolayısıyla, sperm yapımını olumsuz yönde etkileyen sebebin araştırılması büyük önem taşımaktadır.
Eğer düzeltilebilir bir sebep bulunabilirse ilk önce bu problemin düzeltilmesi yoluna gidilerek çift yardımcı üreme teknikleri gibi pahalı ve zahmetli yöntemlerden korunmalıdır.
Örneğin geçirilmiş cerrahi girişimler veya enfeksiyon hastalıkları, kanallarda tıkanıklığa dolayısıyla da sperm üretimi ve üretilen spermin dışarıya naklinde problemlere yol açabilir. Aynı şekilde mesane boynuna yapılan girişimler meninin dışarıya değil mesane içerisine boşalmasına neden olabilir. Tıkanıklık saptanan hastalarda cerrahi, bir alternatif olarak düşünülebilir. 

Erişkin yaşta geçirilen bir kabakulak enfeksiyonu eğer testisleri de etkilerse, şiddetli testis doku hasarına yol açabilir. 39 - 40°C ye kadar yükselmiş bir ateşli hastalık ya da viremi testiküler fonksiyonu bozduğu için sperm üretimi geçici olarak duraksayabilir. Yeni bir semen analizi ve doğru sonuç alınabilmesi için bu durumda yaklaşık 3-6 aylık bir sürenin geçmesi gerekecektir. 
 Kemoterapi veya radyoterapi uygulamaları da spermatogenezi ancak 4-5 yılda normale dönmekte veya kalıcı olacak şekilde bozulabilmektedir. Böyle bir durumun bilinmesi hastanın bilgilendirilmesi ve tedavi şeklinin belirlenmesi açısından önem taşır, ayrıca böyle bir hasta da tedaviden önce meni örneği alınarak spermlerin dondurulması gelecekte fertilitenin devamı açısından çok önemlidir. Bir çok ilacın (örneğin nitrofurantoin, simetidin, sulfasalazin, alkol, kokain, nikotin, marihuana ve kafein gibi) sperm yapımını olumsuz yönde etkiledikleri bilinmektedir. Yine sporcuların sık kullandıkları anabolizan ilaçlar, hormonal mekanizmayı etkileyerek sperm yapımını bozabilirler.
2. Erkeğin Fizik Muayenesi:
Fizik muayene, sperm yapımındaki problemin sebebini belirlemek için gerçekleştirilir. Penis, skrotum, testisler, epididim ve vaz deferens değerlendirilerek şu konular incelenir:
-Peniste doğuştan veya sonradan geçirilen bir cerrahi operasyona bağlı, fonksiyon kaybı oluşturabilecek şekilsel rahatsızlıklar
-Skrotumda testislerin varlığı veya inmemiş testis
-Testislerin boyutları ve kıvamı
-Vaz deferensin varlığı veya yokluğu
-Epididimlerde şişlik ve hassasiyet
-Varikosel varlığı ve derecesi değerlendirilir.
Testislerin skrotumda olmadığı durumda (cerrahi ile çıkartılmadı ise) inmemiş testis durumu söz konusudur. Testisin anne karnında gelişim sürecinde, karın içerisinden skrotum içerisine inmesi beklenir. Bazı erkek çocuklarında bu olay anne karnında değil çocukluğun erken yaşlarında gerçekleşmektedir. Testisler vücut dışında, skrotum içerisinde yer aldıklarından daha soğuk bir ortamda bulunmaktadır. Karın içerisinde uzun süre kaldıları takdirde, erişkin yaştan sonra skrotum içerisine indirilseler dahi sperm üretimi gerçekleştirmemektedirler. Ayrıca karın içerisinde kalan testislerde uzun dönemde kanser gelişimine yatkınlık olduğu bilinmektedir. Bu nedenle inmemiş testislerin varlığının saptanması erkek için hem infertlite hem de genel sağlığı için oldukça önemlidir.
Testislerin hacminin değerlendirilmesi önemlidir. Testis hacminin azalmış olması, çoğunluğu seminifer tübüllerin oluşturduğu bu alanlarda büyük oranda sperm üretiminde azalma olduğunu düşündürür. Azospermik (menide sperm gözlenmeyen) erkeklerde testisten sperm bulunması şansı, testis hacmi ile orantılıdır. Bu nedenle muayenede testis boyutlarının bilinmesi oldukça önemlidir. Testisin uzun aksı 4 cm cıvarında olmalıdır. Testis normal hacmi ortalama 20 ml cıvarında olmalıdır.
Varikosel mutlak incelenmesi gereken bir diğer önemli patolojidir. Varikosel muayenesi sırasında ayağa kalkarak karın içi basıncını arttıracak şekilde öksürmek veya ıkınmak gerekebilir. Varikosel tanısı için renkli doppler ultrasonografiden de yararlanılabilir. Ultrasonografi ile damar çapının 3 mm'den fazla olması ve damardan reflünün yani geri akımın gösterilmesi ile tanı pekiştirilebilir.
Semen analizi, erkeğin aktif sperm üretimi ile ilgili en faydalı bilgiyi verecek olan testtir.
Semen analizinin doğru bir şekilde yapılması için en önemli şart, cinsel perhiz süresinin doğru bir şekilde ayarlanmasıdır. En ideal analiz, 3 veya 4 günlük bir cinsel perhizi takiben gerçekleştirilecektir. Perhiz süresinin uzaması sperm sayısının aldatıcı şekilde artması ve hareketliliğin azalmasına, çok kısa olması ise sayının azalması ve hareketliliğin artmasına yol açacak, her iki şekilde de yanıltıcı bilgilere sebep olacaktır.
Semen analizi için örnek verirken, yanlış sonuçlara yol açmamak için dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
-Cinsel perhiz süresini doğru olarak görevlilere bildirmek ilk esastır. Çeşitli sebeplerle ideal perhiz süresi dışında analiz yapılması gerekiyorsa, perhiz süresinin uzunluğu, analizi yorumlayan kişiye yol gösterecektir.
-Örnek vermeden önce eller ve penis sabunlu su ile yıkandıktan sonra bol su ile durulanmalı ve kağıt havlu ile tamamen kurulanmalıdır.
-Semen örneğini vermeden hemen önce mutlaka idrarın tamamı tuvalete yapılmalıdır. Bu işlem bakterilerin, verilecek semen örneğine bulaşmasına engel olacaktır.
-Kayganlaştırıcı herhangi bir madde (sabun, yağ, vazelin, tükrük vs) kullanılmamalıdır.
-Örneğin verileceği kaplar sterildir. Kabın veya kapağın iç kısmına dokunulmamalıdır.
-Gelen meni örneğinin tamamının kabın içerisine verilmesi önemlidir. Eğer yanlışlıkla bir kısmı dışarı kaçtı ise bu durum mutlaka görevlilere bildirilmelidir.
-Hastanede gösterilen odada örnek vermek mümkün olmuyor ise bu durum doktora veya görevlilere bildirilmelidir.
-Eğer eşin yardımı gerekiyorsa, hastanedeki odalardan biri tahsis edilebilir. Eşin yardımı ile cinsel ilişki sonrasında verilecek örnekler, içerisinde bazı mikroorganizmaların (bakteri, mikrop) bulunması ihtimali nedeni ile tercih edilmemektedir. Bunun için özel bazı prezervatifler kullanılmaktadır. İnsan derisinde, anüs, makat bölgesinde ve cinsel organları civarında bol miktarda mikroorganizma bulunmaktadır. Bu mikroorganizmaların özellikle tüpbebek veya mikroenjeksiyon yapılacağı gün verilen örneğe bulaşması, yapılacak işlemin başarısız olması ile sonuçlanabilir. Bu nedenle eşin yardımı ile örneği verirken beraberinde bu mikroorganizmaların bulaşmasına sebep olabilecek temaslardan kaçınılmalıdır.
-Eğer hastane dışında örnek verilmesi söz konu ise, şu şartlarda verilmesi ve taşınması uygundur: sperm verme sırasında örneğe mikrop bulaşması ihtimalini düşünerek yukarıda sözü edilen durumlara dikkat edilmelidir. Örnek en fazla 20 dakika içinde, vücut sıcaklığına yakın ısıda (kış aylarında koltuğunuzun altında) ve güneş ışığı görmeyecek şekilde laboratuara ulaştırılmalıdır.
Semen analizinde değerlendirilen spermlerin yapımı 2-2.5 ay öncesine dayanır. Bu dönem içerisinde yaşanacak ateşli bir hastalık, ağır stres veya yorgunluk sperm yapımını belirgin derecede etkileyebilir. Bu nedenle tek bir semen analizi ile bir erkek hakkında karar vermemek gerekir.
Sperm kriterlerinde farklı analizlerde çok belirgin dalgalanmalar görülebilmektedir. Önemli olan bir erkeğin genel ortalamasının ne olduğunun belirlenmesidir.
Semen analizinde değerlendirilen temel kriterler ve bu kriterler için kabul edilen normal değerler nedir?
Meni hacmi: 1.5-5.0 ml
Sperm sayısı: 20 milyon/ml'den fazla
Hareketlilik: %60'ın üzerinde
İleri hareketlilik: 2'den büyük (1-4)
Normal şekilsel yapı: 4'ten büyük veya %60'tan fazla
Semen analizi sonucunda saptanabilecek bulgular nelerdir?
Oligospermi: Sperm sayısının düşük olması
Astenospermi: Sperm hareketliliğinin düşük olması
Teratospermi: Sperm şekilsel yapısının yüksek derecede anormal olması
Oligo-astenospermi: Sperm sayı ve hareketliliğinde problem
Asteno-teratospermi: Sperm hareketliliği ve şeklinde problem
Oligo-asteno-teratospermi: Sperm sayı, hareketlilik ve şeklinde problem
Şiddetli oligo-asteno-teratospermi: Sperm sayısının 5 milyon/ml'den az olması (neredeyse her zaman hareket ve şekilsel problem eşlik eder)
Azospermi: Menide hiç sperm gözlenmemesi
Virtual azospermi: Kişiye ait bazı örneklerde çok az sayıda sperm saptanırken, bazı örneklerde ise hiç sperm görülmemesi
Total immotil sperm: Spermlerde hiç hareketlilik gözlenmemesi
Initially immotil sperm: İlk incelemede spermlerde hiç hareketlilik gözlenmezken, çeşitli işlemler sonrası hareket gözlenmesi
4. İleri Testler:
Sperm kriterlerinde problem saptandığında, sebebin belirlenmesine yönelik olarak bazı ileri testler gerçekleştirilebilir.
Hormonal testler, daha önce belirtmiş olduğumuz, hipotalamustan başlayıp testislerde sonlanan hormonal sistemin değerlendirilmesi amacını taşır. 

Bu testlerde şu hormonların seviyeleri belirlenir:
-FSH
-LH
-Total veya serbest testosteron
-Prolaktin
Bu dört hormona ait düzeyler bize hormonal sistemin nasıl çalıştığını göstermektedir. Hormonların normalden düşük veya yüksek olmaları bize hatanın nereden kaynaklandığını veya problemin ne seviyede olduğu konusunda bilgiler verebilmektedir.
Örneğin FSH ve LH hormonu çok düşük olan erkeklerde, hormonal uyarının eksikliğine bağlı olarak sperm yapımının olmadığı saptanabilir. Böyle bir durumda dışarıdan ilaçlar vasıtası ile hormonal takviye yapıldığında sperm yapımı yeniden başlatılabilir.
Bunun aksine menide sperm saptanmayan, FSH değeri çok yüksek, testosteron düzeyi ise düşük çıkan bir erkekte, bu kadar yüksek hormon uyarısına karşın sperm ve testosteron üretilmemiş olması, testislerde ciddi bir harabiyet olduğunu düşündürmektedir.
Renkli Doppler ultrasonografi, testiste ve çevresinde yer alan damarlardaki kan akımının değerlendirilmesini saplar. Özellikle varikosel varlığının ve derecesinin belirlenmesinde faydalı olmaktadır. Örneğin ultrasonografide varikosel damarlarına ait kistik genişlemeler, renkli ultrasonografi ile teyid edilmekte, kan akımı ölçülerek akımın belirli noktalarda yavaşladığı veya geri akımın başladığı tesbit edilmektedir.
Sperm fonksiyon testleri, semen analizi sonucunda eksik kalan bazı bilgileri tamamlayabilmektedir. Bu testler; sayı, hareket veya şekil açısından normal veya normale yakın değerlerde saptanan spermlerin DNA olgunluğu, yumurtaya bağlanma kapasitesi ve dölleme yeteneği açısından vs. değerlendirilmesini sağlar.
Genetik testler, sperm üretimindeki problemin altında yatan sebebin genetik kaynaklı olup olmadığını belirlemektedir.

hurlist