şeker hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şeker hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2012 Pazartesi

Hamilelikte Şeker Hastalığı (Gestasyonel Diyabet)


Hamilelikte şeker hastalığı (gestasyonel diyabet) şeker hastalığının ilk kez hamilelikte ortaya çıkmasıdır. Bu durum hamilelerin %4'ünde görülür.
Hamilelik diyabeti nedir ve neden olur?
Tüm hamile kadınlarda hormonal değişikliklere bağlı olarak hamilelik boyunca devam eden bir insülin direnci vardır. Bunun sonucu olarak hamilelik esnasında kan şekeri ortalama seviyesi hamilelik dışındaki seviyeye göre daha yüksek seyreder. Ancak bu seviye yine de normal sınırlar içinde kalır. Bazı kadınlarda ise hamileliğin son 3 ayında bu hormonal değişiklikler kan şekerinin normal sınırların üzerine çıkmasına, yani hamilelik diyabetine neden olur.
Hamilelik boyunca plasentadan salgılanan hormonlar besinlerin anneden bebeğe geçişini kolaylaştırır. Plasentadan salgılanan bu hormonlar aynı zamanda annenin kan şekerinin düşmesini engeller. Bu etkiyi insülinin kan şekerini düşürme etkisini engelleyerek yapar. Buna karşılık olarak da hamilelik boyunca pankreas daha fazla insülin üretmeye başlar. Normal koşullarda pankreas gebelik hormonlarının kan şekerini yükseltici etkisine karşı koyabilmek için daha fazla insülin üretebilecek kapasitededir. Pankreasın hamileliğin kan şekerini yükseltici etkisine karşılık yeterince insülin üretemediği durumlarda şeker hastalığı ortaya çıkar.
Hamilelik diyabetinin komplikasyonları nelerdir?
Erken gebelikte şeker hastalığı düşük ve ve bebekte anomali riskini artırır. Bu anomalilerin bir çoğu beyin ve kalp gibi hayati organları ilgilendirir.
Hamileliğin son altı ayında yüksek kan şekeri bebeğin fazla beslenmesine ve aşırı kilo almasına neden olur. Bebeğin iri olması doğum komplikasyon oranını artırır. İri bebeklerde sezaryan oranı daha fazladır. Normal doğumda ise bebeğin omuz takılması gibi önemli komplikasyonlar daha fazla görülür.
Doğum sonrasında anneden geçen fazla insüline bağlı olarak bu bebeklerde hipoglisemi yani kan şekerinin düşmesi sıklıkla görülen bir durumdur.
Bütün bunlara rağmen doğru bir tedaviyle diyabetli anneler sağlıklı ve normal bir bebek sahibi olabilir.
Kimler hamilelik diyabetine adaydır?
Hamilelikte şeker hastalığının ortaya çıkmasını kolaylaştıran faktörler şunlardır:
-Hamileliğe fazla kiloyla başlamak (ideal kilonun %20 üzerinde olmak)
-İnsülin direnci olması
-Ailede diyabetli bireyler olması (anne, baba, kardeş vs...)
-Daha önce 4 kilo ve üzeri çocuk doğurmuş olmak
-Daha önce ölü doğum yapmış olmak
-Daha önceki hamileliklerde hamilelik diyabeti geçirmiş olmak
-Bebeğin suyunun fazla olması (polihidramnios)
Ancak hamilelik diyabeti görülen birçok kadında bu faktörlerin hiç birine rastlanılmadığını da belirtmek gerekir.
Hamilelik diyabeti tanısı nasıl konur?
Yüksek risk grubundaki kadınları hamilelikleri esnasında mümkün olduğu kadar erken dönemde araştırmalara tabi tutmak gerekir. Yüksek riski olmayan kadınlara ise hamileliğin 24-28. haftaları arasında şeker yükleme testi yapılır.
Şeker yükleme testi açlık gerektirmeyen bir tarama testidir. Normal bir yemekten yaklaşık 2 saat sonra 50 g. glukoz içeren bir sıvı hızlı bir şekilde içilir. Bir saat sonra kandaki şeker seviyesine bakılarak tanı konur. Kandaki şeker seviyesinin 140 mg/dl.'in üzerinde çıktığı durumlarda gerçek yükleme testi olan 100 g. yükleme testini yapmak gerekecektir. 50 g.şeker yükleme testinin anormal çıkması durumunda gerçek yükleme testinin (100 g yükleme - OGTT) anormal çıkması yani hamilelik diyabeti olması ihtimali %30 civarındadır. OGTT uygulanmadan önce anne adayına üç gün, 300 gr karbonhidrat içeren beslenme programı verilir. Hamile bu evrede normal günlük aktivitesine devam edebilir. Üçüncü gün akşamından sonra anne adayının 12 saat aç kalması gerekir. Ardından sabah aç karnına kanı alındıktan sonra 100 gr glikoz 5 dakika içinde içilir. Glikoz verildikten sonra birinci, ikinci ve üçüncü saatlerde glikoz (kan şekeri) için hamileden kan örneği alınır.
100 gr oral glikoz testi (OGTT) normal değerleri:
Açlıkta >95mg/dl
1.saattte >180mg/dl
2.saatte >155mg/dl
3.saatte >140mg/dl
Yukarıda belirtilen 4 değerden 2 veya daha fazlası normalin dışında ise hamilelik diyabeti (gestasyonel diyabet) tanısı konur.
Sonuçlarda sadece tek değerin yüksek olması durumunda ise testin bir ay sonra tekrar edilmesi uygun olur. Eğer 50 gr şeker yükleme testi sonucu 190 mg/dl'den yüksekse, 100 gr OGTT yapılmasına gerek kalmadan açlık glikoz düzeyine bakılması yeterli olur. Test sonucunda açlık kan glikozu 95mg/dl'nin üzerinde çıkarsa anne adayında gestasyonel diyabet olduğu kabul edilir ve tedaviye başlanılır.
Hamilelik diyabeti nasıl takip edilir?
–Sabah kahvaltısından önce, 2 saat sonra ve her yemekten önce olmak üzere kandaki şeker düzeyini günde 4 kez takip etmeniz gerekir. Bu amaçla diyabet hastalarının kullandığı evde kullanılabilen aletlerden edinmek gerekecektir.
-İdrarda keton ve asit olması diyabetinizin kontrol altında olmadığını gösterir.
-Doktorunuzun önerdiği diyete harfiyen uymak çok önemlidir.
-Doktorunuzun önerdiği egzersizlerin yapılması gereklidir.
-Kilo alımınızı takip etmelisiniz.
-Gerekirse doktorunuzun önerdiği insülin tedavisine uymalısınız. Günümüzde insülin hamilelik esnasında kullanılabilen tek diyabet ilacıdır. İnsülin yüksek molekül ağırlığı nedeniyle plasentadan bebeğe geçmez.
-Tansiyonunuzu yakından takip etmelisiniz.
Kan şekeri seviyesini nasıl takip edebilirsiniz?
Kandaki günlük şeker seviyelerinin takip edilmesi, diyabetin egzersiz ve diyetle kontrol altına alınıp alınmadığını anlamak için yapılır. Parmak ucundan alınan bir damla kanla kendi kendinize yapacağınız bu testte çıkan değerlerin açlıkta 95mg/dl ve yemekten 2 saat sonra 120 mg/dl değerinin üzerine çıkmaması gerekir. Eğer alınan önlemlere rağmen bu değerlerin üzerinde çıkıyorsa insülin tedavisi gereklidir.
Hamilelik diyabeti için ne zaman insülin kullanmalıyım?
Kandaki şeker değerlerinize göre doktorunuz size insülin tedavisi önerebilir. İnsülin vücutta pankreastan salgılanan ve kandaki şeker seviyesini belli aralıklarda tutan bir hormondur. İnsülin cilt altına enjeksiyon yoluyla gün içinde bir kaç kez verildiğinden, bu enjeksiyonun kendi kendinize nasıl yapılacağını öğrenmeniz gerekecektir. İnsülin enjeksiyonu için kullanılan iğneler çok ince olduğundan kendinize bu enjeksiyonu yapmanız oldukça kolay ve acısızdır. Genellikle karın veya bacak derisini iki parmağınızla kıstırıp, ince iğneyi buraya batırmanız yeterlidir. Derinizi parmaklarınızla sıkıştırdığınız zaman hissettiğiniz acı iğnenin girişinden daha fazladır. Bu nedenle kendi kendinize iğne yapmanın korkulacak bir yanı yoktur.
Hamilelik ilerledikçe plasenta daha çok gebelik hormonu salgılayacağı için insülin ihtiyacı da artacaktır. Bu nedenle insülin tedavisi esnasında kan şekeri takip edilmeli ve doktorunuzun önerisine göre insülin dozu artırılmalıdır.
İnsülin tedavisi esnasında yeterince yememe, öğün atlama, zamanında yememe veya alışılmışın dışında fazla hareket nedeniyle kan şekeri normal değerlerin altına düşebilir. Hipoglisemi adı verilen bu durumun belirtileri şunlardır:
-Baş dönmesi
-Soğuk ter
-Yorgunluk hissi
-Ani açlık hissi
-Baş ağrısı
Hipoglisemi derhal tedavi edilmesi gereken ciddi bir durumdur. Kan şekeriniz 60 mg/dl.nin altına düştüğü durumlarda kan şekerinizi yükseltmek için şekerli yıyecek veya içecekler almanız gerekir (yarım bardak portakal veya elma suyu, 1 bardak süt, 4-6 parça şeker, 1 yemek kaşığı bal vs...). Bu önlemi aldıktan 15 dakika sonra kan şekerini tekrar kontrol etmek gerekir. Eğer kan şekeriniz hala 60 mg/dl.nin altındaysa yukarıda belirtilen tedbirleri tekrardan almak gerekir. Eğer son yemeğinizden sonra 45 dakikadan fazla geçmişse yeni bir hipoglisemiyi engellemek için ekmekle birlikte proteinli bir şeyler yemek doğru olur.
Hamilelik diyabetinde günlük diyet nasıl olmalıdır?
Kan şekerini sabit tutmak için mutlaka günlük diyet 3 ana öğün ve 2 veya 3 ara öğüne bölünmelidir. Bu öğünlerin düzenli olması ve atlanmaması önemlidir. Günlük diyetin %40-45'i karbonhidrattan oluşmalı. Sabah kahvaltısında ve yatmadan önce 15-30 g. karbonhidrat alınması tavsiye edilir.
Eğer sabahları mide bulantınız oluyorsa yataktan kalkmadan önce bir kaç parça kraker sizi rahatlatacaktır. Az ve sık yemek, yağlı ve kızarmış besinlerden kaçınmak faydalı olacaktır.
Hamilelik boyunca liften zengin tam buğday ekmeği, tahıl gevreği, makarna, meyva ve sebzeden zengin bir diyet tercih etmek gerekecektir. Öte yandan her hamile kadının da günlük 20-35 g lif alması gerekli.
Günlük diyetin en fazla %40'ı yağlardan gelmeli. Bunun da en fazla %10'u doymuş yağlardan oluşmalıdır.
Günde en az 8 bardak sıvı almalısınız.
Ne kadar egzersiz hamilelikte güvenlidir?
Hamilelik boyunca düzenli yapılan spor bir yandan hamile kadının duruşunu düzeltirken diğer yandan da bel ağrısı ve yorgunluk gibi sık görülen hamilelik yakınmalarının önüne geçer. Hamilelik diyabeti olan hastaların egzersiz programları için doktorlarına danışmaları yerinde olur. Kan şekerinin düşmesini engellemek için doktorunuzun verdiği programın dışına çıkmamanız gerekir.
Spor yapmadan 30 dakika önce 15 g. karbonhidrat alınması gerekir. Eğer egzersiziniz ile son yediğiniz yemek arasında 2 saatten fazla süre varsa egzersize başlamadan önce bir ara öğün yemelisiniz.
Kilo alımı nasıl olmalı?
Hamilelikte alınabilecek kilo miktarı hamile kadının hamilelik öncesi kilosuna bağlıdır. Hamilelik boyunca dengeli ve sağlıklı beslenmek bebeğinizin sağlıklı olmasına yardımcı olacaktır.
Hamilelik boyunca günlük kalori miktarını 200-300 kcal artırmak yeterlidir. İki kişilik yemenin anlamı iki yetişkin için yemek gerekir şeklinde algılanmamalıdır. Hamilelik boyunca 12-15 kilo arası almak normal kabul edilir. Ancak doktorunuz durumunuza göre daha fazla veya daha az kilo almanızı tavsiye edebilir.
Genel olarak ilk 3 ayda 1-2 kilo almanız ve sonraki aylarda da haftada en fazla 350-400 g. almanız önerilir.
Bebek: 3500 g
Plasenta: 1000-1500 g
Amnion sıvısı: 1000-1500 g
Gögüs dokusu: 1000-1500 g
Kan sıvısındaki artış: 3000 g
Yağ deposu: 2000-3000 g
Rahim: 500-1000 g
Toplam: 12000-15000 g
Annede hamilelik diyabeti olduysa doğum sonrası bebeğin bakımı nasıl olur?
Bebeğinizin kan şekeri düzeyi doğumdan hemen sonra ölçülecektir. Eğer kan şekeri düşükse ağızdan veya damardan verilen şekerli serumlarla kan şekeri yükseltilir. Doğumdan sonraki ilk saatlerde diyabetli anneden doğan bebeklerde kan şekeri düşme eğilimi gösterdiğinden bir süre yoğun bakımda gözlem altına almak tercih edilebilir.
Diyabetli annelerden doğan bebeklerde yeni doğan sarılığının görülme sıklığı da daha yüksektir. Bu tip sarılık tedavi edildiğinde bebek için zararsızdır. Tedavide ultraviyole ışık kullanılır.
Hamilelik diyabeti bebeğin diyabetli olmasına yol açar mı?
Bu bebeklerin erişkinlikte daha sık diyabet hastası oldukları bildirilmiştir.
Doğumdan sonra diyabetli mi olacağım?
Genel olarak doğumdan sonra plasentanın ürettiği hamilelik hormonları kaybolacağından kan şekeri seviyeleri 6 haftada normale döner. Bu süre içinde kan şekerinizi ölçmeniz ve doktorunuzla paylaşmanız gerekir.
Hamileliğinde diyabet olan kadınların %60'ının ilerleyen yaşlarda tip 2 diyabet hastası olduğu bilinmektedir. İdeal kiloda kalmak, dengeli ve düzenli beslenmek, düzenli spor yapmak ileride diyabet hastası olma olasılığınızı azaltır.
Son olarak önceki hamileliğinde hamilelik diyabeti geçiren kadınlar, sonraki hamileliklerinde de %50 hamilelik diyabeti geçirme riski taşırlar. Bu nedenle hamilelik planlamadan önce kontrol altına girmek, yaşam şeklinizi bu riske uygun olarak değiştirmek doğru olacaktır.


Daha Fazlası: http://www.tupbebek.com/makaleler/hamilelik-ve-dogum/hamilelikte-seker-hastaligi-gestasyonel-diyabet#ixzz2EgX5LShG

9 Aralık 2012 Pazar

Hamilelikte Ultrasonografi Ne Zaman Kullanılır ve Güvenli midir?



Ultrasonografi fetusun değerlendirilmesinde güvenli ve etkili bir yöntem olarak kabul edilir. Günümüzde gebelik takiplerinin vazgeçilmez bir ögesi haline gelmiştir.
Hamilelik takiplerinde yapılan ultrasonografik incelemeye 'obstetrik ultrasonografi' adı verilir. 1970'lerin son çeyreğinde kullanıma girmesinden bu yana ultrasonografi, obstetrik alanında son derece önemli ve vazgeçilmez bir konuma gelmiştir.
Günümüzde kullanılan gerçek zamanlı ultrasonografi cihazları, hareket halindeki fetusun görüntülerini monitör ekranına yansıtmakta ve fetusu incelemeye olanak tanımaktadırlar. Bu görüntüleri elde edebilmek için yüksek frekanslı ses dalgaları kullanılmaktadır. Bu dalgalar 'transducer' adı verilen bir prob tarafından üretilir. Bu prob anne adayının karnı ile temas eden cihazdır.
Probdan yayılan bu ses dalgaları değişik dokulardan değişik oranlarda ve formlarda yansıyarak aynı transducer'a geri dönerler. Birbirinden farklı olan bu yansımalar bilgisayar tarafından işlenerek görüntü olarak monitöre yansıtılır. Bu görüntüye 'ultrasonogram' adı verilir.
Fetal kalp atımları ya da bebeğin hareketleri gibi hareketli görüntüler monitörden izlenir. Benzer şekilde görüntülerin incelenmesi ile fetusta bulunan anormallikler saptanabilir. Yine fetusa ait ölçümler yapılarak gelişimi değerlendirilebilir.
Hamilelikte ultrasonografinin ana kullanım amaçları nelerdir?
1. Erken dönemde gebeliğin tanısı ve değerlendirilmesi
Gebelik kesesi transvajinal ultrasonografi ile 4.5 hafta gibi çok erken bir dönemde saptanabilir.
2. Düşük tehdidi
Erken gebelikte kanama ortaya çıktığında fetusun canlı olup olmadığı ultrasonografi ile değerlendirilir. Fetal kalp atımları 5,5-6. haftadan itibaren gelişmiş ultrasonografi cihazları ile saptanabilir. Bebeğin anne karnında öldüğü 'missed abortus' ya da hiç gelişmediği boş kese gibi durumların tanısı da ultrasonografi ile konur. Yine benzer şekilde dış gebelik veya mol gebelik tanısında da ultrasonografi son derece önemli bir rol oynar.
3. Gebelik kesesinin ve fetal büyüklüğün değerlendirilmesi
Fetusun belirli uzunluklarının ölçümü gebeliğin yaşını yansıtır. Bu özelllikle erken gebelikte daha belirgindir. Son adet tarihini hatırlamayan hastalarda fetal ölçümler gebeliğin kaç haftalık olduğu konusunda önemli bilgiler verir. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde ise fetusa ait bacak, kafa ve karın çevresi ölçümleri hem bebeğin ağırlığı hem de gelişimi ile ilgili değerli ipuçları verir.
Gebelik takiplerinde ölçülen parametreler şunlardır:
-Baş popo mesafesi (CRL): Bu ölçüm 7-13 gebelik haftalarında yapılır ve gebelik yaşını 3-4 günlük yanılma payıyla verir.
-Biparietal çap (BPD): Başın iki yanında yer alan ve parietal kemik adı verilen kemikler arasındaki mesafenin ölçümüdür. Bu ölçüm 13. haftadan sonra yapılır. 13. haftada 2.4 cm civarındayken miadda 9.5 cme kadar artar. Aynı ağırlığa sahip bebeklerin BPD uzunlukları değişik olabileceği için gebeliğin son dönemlerinde güvenilirliği azalır.
-Femur uzunluğu (FL): Kalça ile diz arasındaki femur adı verilen kemiğin ölçümüdür. İnsan vücudundaki en uzun kemiktir ve bebeğin uzunlamasına olan gelişimini yansıtır. Güvenilirliği BPD gibidir ve 14. haftada 1.5 cm iken termde 7.8 cm civarında ölçülür.
-Karın çevresi (AC): Gebeliğin son dönemlerindeki en önemli ölçümdür. Gebelik yaşından ziyade fetusun büyüklüğü ve ağırlığı hakkında ipuçları verir.
Fetusun ağırlığı BPD, FL ve ACnin birarada değerlendirilmesi ile yaklaşık olarak saptanabilir. Pekçok gelişmiş ultrasonografi cihazı bu hesaplamayı otomatik olarak yapmakla birlikte elle hesaplama için yapılmış grafik ve tablolar da mevcuttur.
4. Plasentanın yerinin saptanması
Obstetrik ultrasonografi plasenta previa ve benzeri plasental anomalilerin saptanmasında en etkili yöntemdir.
5. Çoğul gebelikler
Çoğul gebeliğin tanısı ultrasonografi ile konur. Ayrıca bebeklerin pozisyonları, fetustan fetusa transfüzyon sendromu gibi hastalıkların varlığı ile plasenta ve amniyon keselerinin sayısı da ultrsonografide saptanır.
6. Amniyon sıvısı hastalıkları
Amniyon sıvısının fazla ya da az olduğu durumlar da ultrasonografi ile saptanır. Her iki durumda da fetus anomali açısından dikatli bir şekilde değerlendirilmelidir.
7. Fetal anomaliler (Detaylı Ultrasonografi)
Fetusa ait pekçok anomali 20 hafta civarında yapılacak olan detaylı ultrasonografi ile saptanabilir. İkinci düzey ya da malformasyon ultrasonografisi olarak da adlandırılan bu incelemede bebeğe ait olabilecek hidrosefali, spina bifida gibi majör anomalilerin yanısıra, diyafram fıtığı, oniki parmak barsağında darlık gibi iç organları etkileyen anomaliler de saptanabilir. Ayrıca daha gelişmiş cihazlar yardımıyla yarık damak, yarık dudak, doğumsal kalp anomalileri ve Down sendromu varlığı tespit edilebilir. Bunlara ek olarak amniyosentez, koryon villus biopsisi, göbek kordonundan kan örneği alınması ve anne karnındaki bebeğe uygulanan benzeri girişimler de yine ultrason eşiliğinde yapılır.
8. Diğer uygulamalar
Ultrasonografi bebeğe ait şu durumların saptanmasında da tek araçtır:
-Anne karnında kaybedilen bebeğin saptanması
-Bebeğin rahim içinde duruş pozisyonunun saptanması
-Bebeğin iyilik halinin saptanması (biyofizik profil)
Hamilelikte Ultrason Takvimi
Hamile bir kadının tüm hamileliği boyunca kaç kere ultrasonografi incelemesine girmesi gerektiği konusunda katı kurallar yoktur. Herhangi bir anormallik saptandığında ya da normal olmayan bir durumdan şüphelenildiğinde ultrason incelemesi yapılabilir.
Herşeyin normal olduğu durumlarda ise adet gecikmesinden 1-2 hafta sonra gebelik varlığının saptanması ve bu gebeliğin rahim içinde yerleşmiş normal bir gebelik olduğunun gösterilmesi için ultrason incelemesi yapılır. Bunun dışında her rutin kontrolde ultrasonografi yapılabileceği gibi sadece 18-20 haftalarda anomali saptanması açısından ikinci düzey inceleme (detaylı ultrason) ve 34. haftada da bebeğin büyüklüğü ve pozisyonunu saptamak için ikinci bir inceleme yapılmasını öneren ekoller de mevcuttur.
Ülkemizde genelde her rutin kontrolde ultrason yapma eğilimi mevcuttur ve bu uygulama yanlış değildir. Ultrasonografinin uygulamaya girdiği dönemden günümüze kadar yapılan pek çok kontrollü çalışmada gelişmekte olan fetus üzerinde herhangi bir olumsuz etkisinin olduğu gösterilmemiştir.
Transvajinal ultrasonografi nedir ve ne zaman kullanılır?
Özel olarak tasarlanmış problar yardımıyla ultrasonografi vajinal yoldan yapılabilir.
Bu yöntem pelvik organların değerlendirilmesinde çok daha kaliteli görüntü sağlar ve dolayısıyla çok daha etkilidir. Özellikle hamile olmayan ya da hamileliğinin çok erken döneminde olan kadınlarda transvajinal ultrasonografi tercih edilmelidir.
Transvajinal ultrasonografi ile fetal kalp atımları 5,5-6 haftada saptanabilir. Ayrıca baş-popo mesafesinin ölçümü bu tür incelemelerde daha tatminkar olmaktadır.
Bizim uygulamalarımızda 13. haftaya kadar tüm ultrason incelemeleri transvajinal yöntemle yapılmaktadır.
Obstetrik uygulamalar dışında genel jinekolojik incelemelerin hemen hepsinde transvajinal ultrasonografi tercih edilmelidir. Bu yöntemde hem görüntü kalitesi ve güvenilirliği daha yüksek olmakta hem de hastanın idrarının sıkışık olması gerekmediğinden, hatta tercihen mesanesinin boş olması gerektiğinden hasta açısından daha konforlu olmaktadır. Mesanenin dolması beklenmediğinden gereksiz zaman kaybı sorunu da ortadan kalkmaktadır.
Doppler Ultrason Nedir?
Doppler prensipi hem NST cihazlarında hem de bebeğin kalp atımlarının dinlenmesinde kullanılan cihazlarda uzun zamandır kullanılmaktadır. Bu prensibin ultrason cihazlarına adapte edilmesi obstetrik alanında yeni ufuklar açmıştır.
Bebeğe ait kan damarlarındaki kan akım şekillerinin değerlendirilmesine olanak tanıyan Doppler Ultrasonografi incelemesi bebeğin iyilik hali hakkında oldukça yararlı bilgiler verir.
"Color flow mapping" adı verilen teknoloji ise kan akımının monitör üzerinde renkler ile temsil edilen şekilde görülmesini sağlar. Bu yöntemde atardamar ve toplardamarlarda akan kan farklı renkler ile temsil edilir.
3 Boyutlu Ultrason Nedir? Geleneksel ultrasonografinin yerine kullanılabilir mi?
Bu cihazlar ilk zamanlarda değişik açılardan elde ettikleri görüntüyü bilgisayar yazılımları yardımıyla işledikten sonra ekrana yansıtmaktayken, günümüzde kullanılan gelişmiş cihazlar inceleme ile eş zamanlı olarak üç boyutlu görüntü üretebilmektedirler. Eş zamanlıdan kasıt prob hastanın karnına konulduğu andan itibaren istenilen 3 boyutlu görüntünün elde edilmesidir.
3 boyutlu ultrasonografinin önemi bebeğe ait bazı anomalilerin çok daha kolaylıkla saptanabilmesidir. Ayrıca anne baba adaylarının bebeklerini daha doğmadan görmeleri aralarındaki psikolojik bağın daha güçlü olmasında yardımcı rol oynar.
3 boyutlu ultrasonografi hala yeni bir teknoloji sayılabilir ve hakkında daha fazla çalışmaya gerek vardır. Günümüzde kabul edilen gerçek, üç boyutlu ultrasonografinin geleneksel ultrasonografiyi ortadan kaldıramayacağı ve bunun doppler incelemesi gibi yardımcı bir teknik olduğudur.
Ultrasonografinin bebeğe bir zararı var mıdır?
Ultrasonografi hamile kadınlar üzerinde 40 yıldan daha uzun bir süredir kullanılmaktadır. Ultrasonografide röntgen gibi iyonize radyasyon kullanılmadığından gelişmekte olan fetus üzerinde toksik etkiye sahip değildir.
Laboratuvar ortamında uzun süreli ultrason dalgalarına maruz kalınmasının dokularda hafif bir ısınmaya yol açabileceği gösterilmiş olsa da yapılan çok sayıda kliniik çalışmada ultrasonografinin insanlar ve hayvanlar üzerinde zararlı etkisinin olduğu gösterilememiştir. Yapılan sınırlı büyüklükteki çalışmalarda ultrasonografinin düşük doğum ağırlığı, solaklık ve işitme bozukluğu ile ilgili olduğu öne sürülmekle birlikte bu bulgular geniş hasta sayısı ile yapılan çok sayıda çalışmada doğrulanmamıştır.
Hamilelikte ultrason uygulamaları ile ilgili en büyük risk, özellikle yeterli tecrübeye sahip olmayan kişiler tarafından yapılan incelemelerde bazı fetal anomalilerin gözden kaçırılması riskidir. Bu riski en aza indirmek için tüm gebelik boyunca en az bir incelemenin başka bir hekim tarafından yapılması yaygın ve etkili bir uygulamadır. Merkezimizde de 19-21. haftalarda yapılan detaylı ultrason, perinatoloji eğitimi almış bir hekim tarafından yapılmaktadır.


Daha Fazlası: http://www.tupbebek.com/makaleler/hamilelik-ve-dogum/hamilelikte-ultrasonografi-ne-zaman-kullanilir-ve-guvenli-midir#ixzz2EaePniYh

14 Kasım 2012 Çarşamba

YORGUNLUK VE UNUTKANLIK SEBEBİ: ŞEKER

Bilinen bir gerçek var ki o da şu; beynimiz çalışmak için glikoza ihtiyaç duyuyor ve beyin hücrelerinin diğer hücrelere göre iki kat daha fazla enerjiye gereksimi var. Bu da günlük toplam enerji ihtiyacımızın neredeyse yüzde 10'una denk geliyor. Bu enerjiyi glikozdan alıyoruz, yani glikoz aslında beynimizin benzini. Dolayısıyla dengeli olarak tüketildiğinde d
oğal şeker beynimizin düşmanı değil. Bize zarar veren, çeşitli işlenmiş gıdaların içinde farkında olmadan aldığımız şeker...

Yapılan çalışmalar, fazla şeker tüketiminin zayıf hafızaya, öğrenme güçlüğüne ve depresyona neden olduğunu gösteriyor. Hatta bunu bir adım ileriye taşıyarak, alkol, sigara gibi şekerin de bağımlılık yarattığını gösteren çalışmalar var.

Sağlıklı bir diyette önemli miktarda şekeri, meyve ve ekmek içeriğinden alıyoruz. Bu iyi bir şey çünkü beynimizin çalışması için her gün şekere ihtiyacı var. Ama sorun şu ki, biz bunun dışında işlenmiş gıdalardan da farkında olmadan, üstelik kronik şekilde şeker alıyoruz ve bu gıdalar genellikle hızlı emilen früktoz içeriyor.

Araştırmalar gösteriyor ki, işlenmiş şeker beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) üretimini azaltıyor. Bu faktör azaldığında, hafıza zayıflıyor ve kişi hatırlama güçlüğü çekiyor.

Şekerin fazla yemek yemeye neden olduğuyla ilgili çalışmalar da var. Fazla şeker tüketimiyle şişmanlık arasında bir bağlantı olduğunu zaten biliyoruz. Çünkü şeker yüksek kalori içeriyor. Aynı zamanda şeker ağırlıklı besinler bizde daha fazla yemek yeme hissine de neden oluyor. Bunun nedenini geç de olsa kavrayabildik. Bu alanda yapılan son araştırmalar fazla miktarda işlenmiş şeker tüketiminin beynimizin doyma mekanizmasına olumsuz etkilediğini gösteriyor. Söz konusu sistem zarar gördüğünde, kişiler daha büyük porsiyonlar tüketmeye eğilimli oluyor. Tüm bu çalışmalar, işlenmiş şeker tüketimi fazlalılığının beyne zarar verdiğini gösteriyor. Bu şekilde bakıldığında, işlenmiş şeker tüketiminin sigara ve alkol bağımlılığı kadar ciddi bir sorun olduğu anlaşılıyor.

Şeker tüketimiyle ilgili nelere dikkat etmeliyiz? Hangi tür şeker bize zarar veriyor? Şekeri hayatımızdan tamamen çıkarmalı mı? Doğal şeker nedir? Şekerle ilgili merak ettiğiniz her şey bu yazıda...

Yazının tamamı için lütfen tıklayınız:
http://www.arttipmerkezi.com/makaleler/beslenme-danismanligi/yorgunluk-ve-unutkanlik-sebebi-seker

hurlist